9 Ocak 2018 Salı

Çocukluk Hayalim : Avrupa'da Yeni Yıla Girmek

Yeni yıl yeni geldi yeni yıll
Heyo diyenlerden misiniz?
Vallahi bazen ben de söylüyorum bu ezgileri bazen de poffğğğ yaşlandım gibi damara bağlıyorum.

Şunu bunu bilmemde 12 ülke gezmişim 13. İçin rotamı bir hayalimin gerçekleşeceği noktaya doğru kırmak istedim.
Şeytanlar beni dürtüyorlardı acaba nereye gitmeliydim 35. Yaşımı bana getirecek olan 2018’de?

Herşeyi bir yana bırakalım, yerel tatillerimizi, senelik izinlerimi ve hatta Christmas Eve’i şimdiye kadar farklı ülkelerde değerlendirdim. 

Ama çocukluk hayalim yeni yıla başka bir ülkede Merhaba demekti.

Nihayet bu sene bu hayalimi gerçekleştirdim. Hani böyle öncekiler kadar ayaklarım yerden kesilmedi tatil öncesinde artık doyuma ulaşınca bir türlü eski hali kalmıyor.


Ama uçağa bineceğim sabah gelip çattığında dünya 6 kat daha hızlı dönüyor. :) 

Yeni yıl trafiği ve havalimanı yoğunluğundan “ acaba uçak kaçar mı? Korkusu ile 12:35 hareket saati olan uçak için 06:05’te uyandım!

Lütfen beni alkışlayın olur mu?

Günüm tabii ki uyku ile mücadele ile geçti sanırım söylememe gerek yok. 😂

Normalde Bostancı - Bakırköy İdo sonrasında da Uber ile havalimanı yapacaktım ama ya yağmur olur ya trafik olur ya geç kalırsam korkusu ile tamamen raylı sisteme vurdum kendimi. 😊

Evden taksi ile Bostancı metro durağı, Ayrılıkçeşmesi’nden marmaray ; Yenikapı’da iniş. Ardından da havalimanı metrosu.
Tamı tamına 50 dk sürdü yolculuğum. Bu da burada dursun. 😁

Hızlı geçiş sayesinde sadece 3 kişiyi bekledim sırada ve hatta harç pulunda bile sıra yoktu diyebilirim. Gümrüksüz saha da bomboştu. Yani ya erkenden gittiler tatilciler ya da kimseler Eurolarına kıyamıyorlardı. 😁

Konforu azaltılmış bir Thy uçağı 737-800 ile 100 dk’lık bir uçuş 35 dk lik da hareket etmeyi bekleme süreci ile 12:40 yerel saat ile şahane Budapeşte’ye vardık.

Cânım valizim eksik olmasın konveyörde 3. Olarak kendini gösterdi ama bir de ne göreyim, topal kalmış benim ki! 4 tekerden birisi yok ve hatta valizin iç astarı dışarıda. Az daha çabalasalar çoraplar falan fışkırırdı bence o göçükten... 

Bit kadar bir yer olan çıkışta sağma soluma baktım. Yer hizmetlerini sağlayan Çelebi’nin ofisini görmedim. E tabii o sinirle çıktım dışarı. Bir bankoya sordum üst kay dedi.
Üst kat, Çelebi ofisine sordum alt kat dedi.
Alt kat, kayıp bagaj ofisine gittim üst kat, dedi.

Ve ben son olarak kimsenin beni tanımamasının verdiği yetki ile Thy ye küfür kıyamet saymaya başladım.

Shuttle satın aldığım bankoya geri geldim ve oradaki görevli konveyör bandının sol tarafında masalarının olduğunu ve içeri artık giremeyeceğimi belirtti.

Hayır zaten gözüm dönmüş durumda! Eski bir uçak, yanımda hadsiz bir ana kızla yolculuk yapmışım, yemek yerine bir kuru sandviç verilmiş, en önemlisi ev sahibem beni bekliyor... vallahi herkesin çıktığı kapıdan hızla geri girdim ve bankoyu buldum.
2 adet ablamız masada oturuyordu ve 2’si de telefondaydı. 
Ve inanır mısın kafalarını kaldırıp, gözle ya da kafa ile selam dahi vermediler.
Sanırım 10 dk dan fazla da ablaları bekledim ben.
Ardından derdimi anlattım ve direkt para talebimi iletin Thy’ye diye belirttim.
Alternatif olarak valiz vermek istediler ve elbette söylememe gerek yok uyduruk ötesiydi...
1 saat zamanımı valizimin topallığına harcadım ve shuttle için çıktım.

Burada küçük bir bilgi vereyim. Merkeze ulaşım için 8-9 kişilik özel araçlar var. 9 Eur tek yön. Eğer shuttle ı önceden alırsanız daha ucuza geliyor ve havalimanına vardığınızda alandan çıkmadan internet çıktınızı ibraz edip, rezervasyon yapmalısınız. 
Yapmazsanız, hey I have a reservation! Dediğiniz şoför amca tıpkı bana yaptığı gibi sizi de azarlar haberiniz olsun. 😂

20 dk kadar yol gittik. Amcaya gideceğim yerin adresini gösterdiğimde daha da homurdandı. Allahtan macarca oluyor bu kısım. Yoksa yani ben de az değilim...

Birilerini aradı, sanırım ben ev sahibimin beni yanlış yönlendirmesi ile eve uzak bir durak seçmişim.
Homur amca, beni evime kadar bıraktı. 
Ben de ona iyi seneler diledim 😊

Zile bastım ve Hi Anna, this is Ayfer ile Budapeşte maceramın neşeli kısmını başlattım☺☺☺☺

15 Mart 2017 Çarşamba

11.30 Euro ile Avrupa Tatili

Vallahi başlık yalan değil. Ben bile dönerken fark ettim bu durumu ve hakikaten özel bir çabam olmadı.

En güzeli ben size baştan anlatmaya başlıyım maceramı.

2010 senesinden beri, kafama koyduğum her yeri gezerek görme şansım oldu. Bir yer vardı ki bir türlü şeytanın bacağını kıramamıştım.

Evlenen arkadaşlar, ne gerek var diyen arkadaşlar ve ilgili tarihlerde vizemin olmayışı beni olumsuz etkiledi.

Sene sıralaması ile, Yunan Adaları ve Atina , Selanik, Kavala ve Thassos , Sakız Adası, Kuzey Yunan Adaları derken bir türlü oraya sıra gelememişti.

Bildiğin Atina Prensesi adayı oldum ben ama Bir türlü oraya gitme konusunda başarılı olamadım. İnternetten bulduğum bir şirket günübirlik İskeçe Karnavalı turu yapıyordu hemen paramı ödedim ve tura kaydoldum tabii! Ama gel gör ki adamlar turdan birkaç gün önce aradı ve yeterli katılım olmadığından sizi Selanik - İskeçe turuna alalım bize 40 Euro daha fiyat farkı ... yok dedim teşekkürler ...

Hangi otobüs firmaları İskeçe'ye gidiyor diye küçük bir araştırma yaptım. Ulusoy bir süredir gitmiyormuş geriye Kamil Koç kaldı benim tercih edebileceğim kalitede olan. Hava durumunu gözlemlemeye başladım hem yağmur var hem de yoktu. Son güne kadar baktım ve kararsız kaldım en sonunda dayanamadım gitmeden önceki gün yani cuma öğleden sonra önce çıkış harcımı ödedim sonra da biletimi aldım ve artık karnaval yolcusuydum 😊



Yoğun bir cumartesi programım vardı ama istedikten sonra hepsini başarabilirdim. Malum çalışan işçileriz ya ay sonlarında derya deniz paramız olamayabiliyor. Ben ilk kez galiba akıllı bir iş yapmıştım. Epeyce önceden elime geçen bir para ile kenara Euro koymuştum. Çektim onu hesabımdan cebimde elin memleketinin parası gani ama TL desen sadece yol param kadar kalmıştı. Al sana risk :) 



Cumartesi sabah gittiğim kahvaltıdan aldığım cânım hamurişlerini mideme indirmek yerine çantama attım. Biraz da kuruyemiş al sana kahvaltı dedim içimden :) Otogara gitmeden önce migrosa uğradım ve su, bira portakal suyu aldım. Ps. Uçak değil otobüs yolculuğu yapmamın tek faydası yanıma istediğim kadar sıvı alabilmemde oldu. 



Hayatımda ilk kez Esenler otogarına gittim desem komik olur muyum? Yunanistan için, Taksim'den kalkan Kamil Koç servisini kullanmanız gerekiyor. Sevdiğim sarı dolmuşların dolmasını bekledim ve Kadıköy'den Taksim'e geçtim. Tam vaktinde servis bizi Esenler'e götürdü ve otobüs tam zamanında hareket etti. 

Sadece 11 yolcu olan otobüste herkes sere serpe uyudu ☺️ Tek sıkıntı, adamların polis kontrol ediyor gümrükte diyerek, sırt çantamı aşağı bagaja almaları oldu. Keşen'a kadar o kadar çok konuştum ve dilekçemi yazdım sizi şikayet edicem dedim ki Keşan'da çantamı almayı başardım 💪🏿



Tecrubesizliğimden ( en son otobüse 3 sene önce ondan önce de 2 sene önce binmiştim ) ön taraftan koltuk almıştım. Yol boyunca şoför ya yüksek sesle şarkı söyledi ya da telefon ile konuştu. Ancak gümrükten sonra 1 saat uyuyabildim. Bütün gecem uykusuz geçti anlayacağınız! İskeçeee diye bağırdığında Türkiye saati 05:00 idi İskeçe saati 04:00 !!!



6 kişi indik otobüsten resmen kuş uçmaz kervan geçmezbir noktaydı.

( Ps şu an tarih 14/3/2017 daha bu yazıyı bitiremeden Hatay'a gidip gelmiş bulunmaktayım. )

Orada yaşayan Türklerden olduğunu öğrendiğimiz yaşlı amca önümüze düştü ve bizleri meydana götürdü. Bizim yürüdüğümüz yönden resmen eğlencenin dibine vurmuş gençler evlerine dönüyordu. Kendi kendime dedim ki " Ayfer bu vakitte eğlenceden döndüğün oldu bu da bir ilk olsun gece eğlencesi için BAŞKA BİR ÜLKEYE SAAT 4'te geldin. Yürü be Ayfer kim tutar seni..." Kendime cesaret vermem gerekiyordu çünkü gözümden deli gibi uyku akıyordu :) Yürüye yürüye meydana vardık. Diğer 2 çift yollarına gitti ve ben amcamızla kaldım. Caddeleri ve bana tarihlerini anlattı biraz. Baktım dinleyemiyorum nazikçe teşekkür ederek amcadan ayrıldım.



Meydanı arkanıza alınca kuzeye doğru yürüdüğünüzde barlar sokağına çıkıyorsunuz. Gördüklerime güleyim mi şaşırayım mı bilemedim. İnanılmaz müzikler, danslar, yemek satan araba ve büfelerde kuyruk, çılgın kıyafetli gençler, bankşarda uyuyanlar ve tüm binaların ışıklarının yanıyor olması beni çok mutlu etti. Barların olduğu alandan geçtim. Sırtımdaki kocaman çantamla danstan eksik kalmadım. Bütün bunları yaparken, ne taciz ne de soygun vakasına şahit olmamam doğru adreste olduğumu bir kez daha kanıtlamıştı.



45 dk kadar bu şekile geçtikten sonra bir restoranın verendasında oturdum. Gençleri seyrettim. Herkesin sorunsuz eğlenmesi, itiş kakış olmaması ne kadar güzeldi. Kendi şehrimde bu saatlerde Taksim'de olsam ilginç şeyler! yaşanırdı eminim. Üşümeye başlamıştım. Kendime oturacak sıcak bir yer bulmam şarttı. Geldiğim yolun paralelinden meydana doğru geri yürüdüm ve o an pırıl pırıl  Fratelli Cafe yi gördüm. Bir sürü çalışan gencecik kız ilk gözüme ilişen şeydi. Ve kocaman upuzun yiyecek dolu bir vitrini vardı.


Çantamı bıraktıktan sonra, kasaya yöneldim sipariş için. Earl Grey tea satmadıklarından sıcak su rica ettim. Kız Tük olup, olmadığımı sordu Evet dedim an benimle akıcı Türkçesi ile konuşmaya başladı. Madem istediğim çay yoktu ben de sıcak su istedim. Kendi Ücretini ödemek istediğimde benden para almadılar. Teşekkür ederek meydana bakan, geniş ve rahat bar taburesine kuruldum.

Karnım tok olduğundan, sadece sıcak bir çay benim için yeterliydi. Ve beklenen son : çayı içmemle gözlerim kaymaya başladı saat 5:30'u gösteriyordu. Sağıma soluma baktım, benle otobüste gelen çiftlerden biri ve 3 kişilik kız grubunu gördüm. Ve bir de ne göreyim! Kızlar dayamışlar kafalarını uyuyorlar. Eh dedim bu kızlardan bir eksiğim olmadığına göre... :) Thy uçuşlarımlan Ç-aldığım battaniyem ve yastığımı çıkardım. Şehir meydanına bakan masaya koydum. Sırt çantamı da sağ kolumun altına koydum ve hemen uykuya daldım.

En soldaki sandalye benim uyku sandalyemdi :)


Yüzlerdeki dehşet ifadesini tahmin edebiliyorum ama olay aynen böyleydi! Hatta o kadar derin uyumuşum ki uyandığımda saat 10:00'dı. Bu kez sol yanımda benimle aynı otobüste gelen diğer çift vardı. Onlar sürekli yürümüşler ve hiç uyumamışlar. benim de 4,5 saat orada uyumama haretle baktılar. :D

Çantamdan bir gün önceki brunchtan yemediğim kruvasan ve eşlikçilerini çıkardım. Bir şişe de içme suyum vardı :) Egzotik portakal suyum da vardı. Oh lala! Benim için kahvaltı demek hamur demek portakal suyu demek daha ne isterim ki?

Cafe nin önünde bunları yedim tekrardan içeri girdim. Almam gereken vitmanlerimi içtim. Sağımda solumdakilerle biraz sohbet ettim. Saat 11:30 oldu ve tekrardan gözlerim kapanmaya başladı. Kendime yine engel olamayarak kafamı koydum ve uyudum :)

Bu kez uyandığımda saat 13:00'dı ve bildiğimiz davul zurna çalıyordu. Türk müziği kültürünün temeltaşı saydığımız davul zurna meydandaki bütün masaları dolaştı ve ardından kortej meydana çıktı.



Güvenlik amaçlı,şehir meydanından, şehrin dışına kadar demir trabzanlar konmuştu. Yani geçit - gösteriler esnasında canı isteyen kendisini ortalara atamıyordu.

Ve yaklaşık 50 metrede bir sağlı sollu hoparlörler konmuştu ve tüm sokaklarda ortak müzik yayını vardı. Düşünsenize bir şehrin bütün insanları, hatta o şehre başka yerlşerden gelen diğer insanlar aynı müzikle özgürce dans ediyorlardı! Bence düşünmesi ile eğlenceli... 



Eh dedim Ayfer artık uyanma vaktidir. Eşyalarımı aldım meydana çıktım. Ön sıralar için geç kaldığımdan; ( uyuya kaldığımdan ) yol boyunca devam ettim ve nihayetinde kendime hem seyir terası hem de güvenlikbi bir nokta buldum. Sol yanımda dede - anneanne - torun 3'lüsü vardı. Şeker mi şeker bir oğlandı. Sağ yanımda bir erkek bir kız çocuk ve anne baba dörtlüsü. Bu güzel insanlarla 4 saat boyunca gösterileri birlikte seyrettik. Hiç ingilizce bilmemelerine rağmen, bir şekilde anlaşmayı başardık.



Uykum bir saat sonra açılınca, ben de ortama uydum ve çantamdaki biramı çıkardım. Çerezim bile vardı yanında. Hani yani kendimi evimde gibi hissettim derler ya! Maksimum rahatlıkla gösterileri seyredip, bir yandan biramı içtim, bir yandan çerezimi yedim, hem canlı yayın yaptım, hem de video ve bol bol fotoğraf çektim. Bundan daha güzeli emin olun benim için düşünülemezdi.





Dansçıların yaşı resmen 4 aylık bebekten 86 yaşındaki teyzeye kadar uzanıyordu. Yaş aralığını düşününce, bizim ne kadar tembel bir millet olduğumuzu bir kez daha kabul ettim. En basitinden bir örnek : günübirlik otobüsle İskeçe'ye gideceğimi  söylediğim herkes üşenmeyecek misin, dedi. Evet üşenmeyeceğim. Çünkü önce kendiniz için birşeyler yapacaksınız. Sonra başkaları için.





Yağmurun cumartesi yağıp, pazar günü yağmaması hem göstericiler hem de seyirciler için büyük bir şans olmuştu. O kadar özen, o kadar organizasyon yağmur yüzünden boşa gitse eminim üzüleni çok olurdu AMA diğer yandan yağmura rağmen insanlar eğlenirdi.



Gösteriler boyunca ara ara ünüformalı polis ve özel güvenlik ekipleri geçti. Ve sorunlu herhangi bir olay yaşanmadı.

Kortejdekilerin tamamının elinde, bardak veya şişelerde ortak dağıtılan puch vardı. Herkes özgürce içti ve dans etti.



En çok dikkadimi çeken şey ise, kortejden geçen her kişi yaşı ve cinyeti ne olursa olsun çevresindeki herkesi selamladı, gülümsedi poz verdi ve ellerindeki yüz boyaları ile seyircileri de boyamayı ihmal etmedi.



Dev gibi bir arabanın üstüne minicik elbisesi ile çıkan 80 yaşlarındaki teyze en beğendiğim katılımcı ünvanını aldı. ( Gelecekte kendimi ben de oralarda görüyorum vallahiiii :) )

Kortej bittikten sonra, havanında kararmamasını fırsat bilerek sokaklarda biraz daha dolaştım. Sabaha karşı gezinirken drug store tarzı bir yer görmüştü ve Wet'n wild in ülkemize gelmeyecek olan allıkları o dükkandaydı! Tekrar dükkanın bulunduğu yerden geçtim ama karnaval nedeni ile dükkan açılmamıştı. Bu tatil, kozmetik satın alamadığım ilk tatilim olarak kayıtlara geçmiştir. :)



Beklentimin altında bir gelişmişliğe sahip olan şehirin yemek ve temizlik konularında çok gerilerde olduğunu söyleyebilirim. Çok iyidir denilen bir lokantada bile önünze gelen yağı çekmiş ve yarısından fazlası yanmış patates kızartması olabiliyor.

2 seçeneğim vardı lokanta için Gözüme daha düzgün görünene girdim. İçeride yemek yiyen misafirleri gözüm tutmuştu en başta :) Neyse işte sipariş verdim. 2 şiş tavuk, 1 şişe bira ve bir tabak patates kızartmasına 8 € ödeyerek mekandan ayrıldım. Türk olduğumu tahmin eden şef garson yanıma gelerek, bana biraz şehri anlattı.

Mübadele zamanı orada kalanlardanmış. Adı İsmail'di. Sanırım 50 yaşlarında hayatı boyunca lokantacılık ve garsonluk yapmış. Yalnız geldiğimi ve otobüsümün 00:30'da kalkacağını öğrendiğinde, otobüs vaktine kadar beni misafir etmeyi, geç saat olcağı için de taksi ile beni otogara göndermeyi teklif etti. Bendensin demeyi de ihmal etmedi içten bir gülümseme ile. Dolacağım yerler olduğunu söylerek oradan ayrıldım. Çok enteresan nakit ödediğim için sanırım, elimde fiş yok. adını da not etmeyi unutmuşum. Ama zaten İskeçe'ye giderseniz yemek yemeği denemeyin derim.



Yunanistan diyince aklıma hep deniz mahsülleri geliyor. Kalamar ve karides yiyeceğim diye kendimi şartlayıp, bulamayınca bende büyük bir hayal kırıklığı oluşmadı değil!

Lokantadan ayrılınca, biraz daha yürüdüm. Ve meydana varmadan yine take away mantığında kadınların işlettiği bir cafe gözüme ileşti. 2 katlı olan bu cafenin üst katına çıktım ve resmen İstanbul'da bir cafeye gelmiş gibiydim içerdekilerin hepsi Türktü :)

Yemek yiyecek yerim olmadığından geçip köeşede bir pufa oturdum. Bir süre kitap okuduktan sonrai yine uykuya yenik düştüm ve uydum! 3 saat de burada uyumuşum. Misafiler ve garsonlar geldi gitti ve kimseler rahatsız etmedi :) Uyandığımda 9 kişilik bir kadın grubunu yan masamda gördüm. Cumartesi sabahı otobüse gelmişler, gece arkadaşlarının evinde kalmışlar. Karnavalı seyretmişler ve benimle aynı otobüsle evlerine dönüyorlardı.

Ev hanımlarının alnından öperim. İsterseniz herşeyi başarırsanız. Aslan kadınlar sizi :)



Uykusunu almış malak edası ile kadınlarla beraber cafeden kalktım. Bir süre daha dolaştım. Hala zamanım vardı. Kalan 1,5 saatimi nasıl değerlendirsem derken, gündüz konakladığım Fratelli Cafe den dehşet kokuların geldiğini fark ettim. Ve koşar adım içeri girdim. Kahvaltıda yediğimiz krepi tuzsuz pişiriyorlardı. İçine muz, nutella ve fındık parçaları ilave ediyorlar ve 8'e katlayıp eline veriyorlar. Ücreti sadece 3,30 €. Bir tane nutellalı kaptım ve yanına yine sıcak su istedim. saat 23:15 sularında bu tip yiyeceğin mideme girdiği enderdir. Ama dayanamadım, pişman değilim. :)



Ardından otobüsün bizi alacağı yere doğru yürüdüm. Yol bir türlü bitmedi desem yeridir. Bir kişinin bile olmadığı yoldan yaklaşık 25 dk yürüyerek bekleme alanına ulaştım. Resmen karnavala gelen İstanbul'lular burayı doldurmuştu.

Otobüs kültürümün olmadığını yazmıştım. İnsanların elinde biletlerini görünce içeri girdim ve bankodaki Ayşe Hanım'dan yardım istedim.

Baktım çok konuşkan bir hanım durumdan istifade merak ettiğim soruları tek tek sordum. Senelerdir günde 2 sefer varmış. 12:30 ve 00:30 da İskeçe - İstanbul. Şayet 1:30 arabasına binmek isterseniz bu araç Atina'dan geliyormuş ve İskeçe'nin dışından karayolu üzerinden yolcu alıyormuş.

Pazar günü yapılan İskeçe - İstanbul seferi en yoğun olanmış. Öğrenciler ve çalışmak için gidip gelenler yoğunluktaymış.

Ve sıra geldi en can alıcı soruya :İskeçe Karnavalı  nasıl organize ediliyordu? 60 'a yakın dernek varmış dansla ilgili. Bu dernekler her sene kendilerine farklı konsept belirleyip, üyeleri ile temasa geçermiş. Katılmak isteyen üye, beden ölçüsüne vererek kostüm parasını ödermiş. Zorunlu kareografi derneğin konseptine göre değişirmiş. Karnaval toplamda 1 hafta sürüyormuş. Bu zaman zarfındaki süsleme, pankart, topluca dağıtılan içki, müzik organizasyonu, transferler için gerekebilecek kamyon -tır vs nin hepsinin ücretini belediye ödermiş.

Avrupa, Türkiye ve hatta Abd'den bile gelen katılımcılar varmış.

Bu denli emek verilen bir işin daha çok isan tarafından duyularak ziyaret edilmesi gerekir.

Kendinize bir iyilik yapın ve üşenmeden 2018'de bence İskeçe'ye karnavala gidin.





Tam saatinden gelen otobüsü görünce gözlerim açıldı. 2 katlı bir kamil koçtu gelen. Üst kat orta sıraya yakın olan koltuğuma kuruldum.
Yan koltuğum Gümülcine'ye kadar boştu. Tahmin edeceğiniz gibi ben yine uyudum bu sürede! Gümülcine'den genç bir kız yanıma oturdu. Bir süre sonra sohbet etmeye başladık. Florance Nightangale Hemşirelik okulunda son sınıfta öğrenci adı Merve. Ailesi orada. Sıvan ve mülakata tabi tutularak okula girmiş. Mesleğini çok seviyor. Çok güleç ve tatlı bir kızdı. Ve onunla gurur duydum. Ben daha çok para kazanıp, İstanbul'da kalacağıma, buraya gelip delet hastanesinde çalışmak istiyorum. Daha çok insana yardım etmek istiyorum dedi bana. Umarım hayalleri gerçek olur.

Pasaport kuyruğu ve işlemleri için tam 3 saat harcadıktan sonra İstanbul saati ile 06:00'da sınırdan geçtik. Ve ben yine uykuya daldım. :) Gözümü açtığımda saat 8:45'ti. Deli gibi İstanbul trafiğindeydik. 9:45'te Esenler'de indim. Ve bingo işe geç kalmıştım. Cuma günü çat diye ben İskeçeye gidiyorum dediğim patronumu arayarak durumu anlattım.

Bu arada Cebimde sadece 20 TL vardı. Akbilimin de evde kaldığını düşünürsek işe sağ salim gelebilmek için dua etmekten başka şansım yoktu:)

Esenlerden metro ile Yenikapı, sonra marmaray ile , Ayrılıkçeşmesi ve oradan da Ziverbey minibüsü ile ofis!

Tam 58 dk ofisteydim. Epeyce hareketli geçen bir haftasonun üzerine çılgın bir pazartesi beni bekliyordu.



Maliyetleri yazıyım meraklısına :

Esenler - İskeçe Kamil Koç otobüs bileti : 130 TL.
Bostancı - Taksim Dolmuş : 8,5 TL ( Taksim'den Esenler'e ücretsiz geçiş için )
Metro ve marmaray : 8 TL ( akbilsiz)
Minibüs : 2 TL
Migros alışverişi : 11,5 TL
İskeçe'de yemek : 8 €
İskeçede krep : 3,30 €


Üşenseydim hala aklımda kalacaktı. Ve ben macerayı göze alarak gittim iyi ki de gittim.

Bucket List'im den bir maddenin üzerini daha çizmenin verdiği mutlulukla YAŞASIN KARARLILIK diyorum.

Pes etmek yok gezmelere devam ;)





2 Şubat 2017 Perşembe

Nasıl Başlarsa Öyle Gider'miş

 Hiç hayat muhasebesi yaptığınız oldu mu? Hayatta da yapmam ama 2017 dehşet hızlı ve çok değişkenli geldiğinden ben yapmak zorunda kaldım. 2017'ye karanlıkta ışıldak ve mum ışıkları eşliğinde girerek olayımız başladı. :) 1 ocak'ta bindiğim taksici abimiz "ben buraların taksisiyim" diyerek sözde beni dolandırmaya çalıştı. Derin bir nefes aldım, sinirlenmedim ve gerekli yerlere yazılı şikayetimi geçtim...

İstanbul'un kapasitesini aşan kar "ofiste nasıl lahana gibi giyinilir" isimli eserimi sahneye koymamı sağladı. Bildiğiniz kayak pantolonum ile işe geldim bir hafta. :) ilk kar fecaatinin olduğu pazartesi günü, bindiğim ziverbey minibüsü "kısa yoldan gitçem ben" bahanesi ile bizi bostancı köprüsüne çıkardı! Ayağımdaki kar zincirlerimle takuduk tıkıdık sinir içinde eve kadar yürüdüm.

Bu esnada, Zürih dönüşü ilk kez kullandığım pembe valizimi paramparça eden Thy ile mücadeleye giriştim. 1 günde dosyamı onayladılar ve 6 ocaktan beri güneş sigortadan para bekliyorum!! Max. 10 işgünü demişlerdi. Ben naptım?? Bastım şikayeti :)))

Bu arada valizi bilmem kaç liraya satan benetton'un da canına okudum. Ardından da işimi hallettikleri için teşekkür mail'ı attım:)
Hayır deli değilim, sadece hak arıyorum ve hak edene hak veriyorum!
Yazmaktan çekinmeyeceğim bir kişiden evlenme teklifi aldım. Omg! Diyemedim suratına kusuruma bakmasın ama " evlenmeyi düşünmüyorum şu an" dedim. 
Sevgili erkek okuyucu, siz hep diyorsunuz ya " sen daha iyilerine layıksın diye; bu da onun diğer versiyonu idi ;) 



Sonrasında evime gelmek için bindiğim taksici abimiz bana inanılmaz itinalı davranırken, sırf kendisine korna çaldı diye arkamızdaki taksi şoförünün annesi ve gerideki 7 sülalesine sövdü. Sinirden çatladım. Adama tek kelime etmedim  direkt şikayet ettim. Bitaksi'den de paramı aldım!!! 
Ve o an karar verdim! Artık sarı taksiye binmek yok kardeşin. Yaşasın uberrrr!

Haa bir de annem tutturdu, " o arabalarda fuhuş yapıyorlarmış binme çoccum" diye. Taksiler pis, taksiciler manyak, uber seks aracı söyleyin yani ne yapayım?

Uçak satın alacak gücüm olsa, buralarda olmazdım zaten. :)

Annem bile artık başıma gelenlere ve benim sukunetime o kadar şaşkın ki kendime şımarıklığı hak görüyorum sayın okuyucu. 

Hayatımda ilk kez mağazaların deli gibi indirim yaptığı dönemde kıyafet namına bir bez parçası bile almadım kendime! Gelecek günleri düşünerek bastım parayı yeğenlerimin hediyelerine. Pişman değilim! Yaz indiriminde gene yapacağım! 

Ocak ayında sanal alışverişin sanırım suyunu çıkardım gelen giden kargonun haddi hesabı yok! 
Ama kendime söz verdim şubat ayımitibari ile kredi kartımla yollarımızı ayırıyoruz. 

10 senedir yapmadığım şeyi yapacağım ve artık nakit yaşama geri döneceğim. 

Para yatır / para çek / harca 3'geninin ortasından tamamen boş ve yeni bir sayfaya geçiyorum.

34. Yaşımın bir anlamı omalıydı.
Yeni kararlar, yeni yerler, yeni insanlar, yeni olan ne varsa ...

Kendime verdiğim sözü tutrmadığım an, kendime ceza kesme uygulamasına başladım. İnsan kendisini ödüllendirmeyi biliyorsa, cezalamdırmayı da bilmeli.

Planlı yaşamanın zararı olmaz. Deneyin, gerçekten güzel oluyor. 

Hayat böyle giderken, karşıma üniversite yıllarıma ilişkin küçücük! Bir borç çıktı! Tam gaz alışveriş yaparken, kamyon çarpmış etkisi ile sarsıldım! Ama yine beni seven ve koruyup, kollayanlarımın sayesinde bunu da atlartım. 

Basen sevmek lazım işte birilerini.
Ama ille de önce kendini sevmeli...
2017 için her aya bir plan yaptım. Beklemek, umut etmek, gayret etmek, onun için çalışmak ve iple çekmek  benim en en en büyük motive kaynağım... 

Ocak ayında okuyamadığım kitaplarıma gene elim gitmedi ama oluyamadığım bloggerların yazılarını okudum ve kendimi tamamladım.
Sıklıkla radyom açıktır benim ofiste. İtü jaz ya da power love açıktır. Ama nedendir bilinmez bu ay bir şarkı var ki dilime pelesenk oldu. Youtube tuşlarım aşındı. Baharı karşılarken melankoli güzeldir. 

Dinleyin, açın bir şarap ve yakın bir sigara ...

Mithatcan özer : ateş böceği ... buradan dinleyebilirsiniz. 

11 şubat dolunay, 26 şubatta yeni ay başlıyor unutmayın sakın. Bir de 16. !f 16 şubat 5 mart arasında...

Herkese mutlu, sağlıklı ve aşk dolu bir Şubat ayı diliyorum.

Öptüüüüm.


26 Eylül 2016 Pazartesi

Bu Tren Nereye Gidiyor?

Büyük konuşmayacaksın şu hayatta ya da boyunun yettiği büyüklükte konuşacaksın. 

Şu diplamamı bir alayım bir daha da öldürseler adım atmam dediğim şehre, bildiğin liseli aşık kıvamında gidiyorum. Böyle karnımda kelebekler de yok bildiğin kelebek ve tırtıl sürüsü istila etmişer bugün beni :) 


Şansss kardeşim başka şey değil. Beğenmemezlik yapmıycam gelen ilk pendik minibüsüne binicem abicim diye evden çıktım aman yarabbi! Bildiğin taş arabası senkronu ile pendik'e vardık. Yolculuk süresi cumartesi sabahı 30 dk sürüyor efendim. 


Okulların açılması vesilesi ile deli manyak bir trene biniş kuyruğuna maruz kaldık ama insanları izlemek de ayrı keyifti.


Tam dakikaasında hareket eden tren keyifle yola koyuldu. Yaklaşık 20 dk sonra kahvaltı servisimiz başladı.

İlgilisine ücret tarifesini yazalım : pendik - izmit ekonomi sınıf 15 tl, ekonomi yemekli 35, bc yemeksiz 21,5 tl   Bc yemekli 42 tl. Ama tabii Pendik / Ankara tarifesi tamamen farklı eko bilet 70 tl, bc yemekli 108 tl, bc yemeksiz 98 tl. İlgilisine .. :) 




Aklımdan milyonlarca şey geçmesi normal değil mi? 14 sene önce bugünü hayal edemezdim çünkü. Haydarpaşa - AdapaZarı hattının kahrını senelerce çeken bir nesildik biz. Şu an uçak koltuğundan daha rahat bir koltukta gömülmüş bu satırları yazıyorum. Ve keyfim yerinde bu trende ve tam da beklediğim konforda. 


Dakikası dakikasına İzmit'te indim ve etrafa baktığımda daha modern bir İzmit gördüm. İleride bekleyen güvenlik gözüme ilişti. Önce aldırmadım sonra baktım ki etrafta benden başka kimse yok ve adam hala bakıyor. Yanına doğru yürüdüm ve günaydın dedim. Meğer, azıcık insan geldiğinden hızlı trenle bu şehre; gelenleri çıkışa doğru alıp, kapıları da kapatıyorlarmış. Adamın nazik tavrı ile bekleme salonuna geçtim. Etrafı inceledim. Zaman çok zalimdi. 14 sene önce okula ilk başladığım gün sırtımda olan çantam bu sefer yine sırtımdaydı ama ilk kez ağırlık hissediyordum. 


Ayşe biraz gecikeceği için oturdum ve insanları izlemeye başladım. Güvenlik parkurundan ses gelince kafamı kaldırdım ve Ayşe gelmişti nihayet 😊 sanki askere giden nişanlıma kavuşuyorum benim heyecana bakar mısın sevgili okuyucu? 


Sarılmamla çantalarımı fırlatmam bir oldu. Nerdesin sen, nerelere gittin, diye söylenme / haykırma/ ağlama ile karışık bir kavuşma anı yaşadık. 


Bilet gişesindeki amcalar ve güvenlik çok da anlamadı halimizi ama dünya umrumda değildi her zaman olduğu gibi😊 


Hep olur ya, "dur sana bir bakayım" der en meraklı kişi ben de öyle yaptım. Ayşecan, sapasağlam, aydınlık yüzü ile gelmişti. İstasyon bizim seslerimize , ağlaşmalarımıza şahit oldu resmen. Sonrasında İzmit'li Ayşe ile bu pozu verdik 👭



Kahvaltı için kurulduğumuzda ve hatta kurulmadan ben anlatmaya başladım. Yazı hasta geçirdiğim için anlatacak bir sürü şey vardı. Öyle çok dalmışız ki oturduğumuz marinada fotoğraf çekmeyi akıl edemedik! Neyse bir sonraki sefere diyelim. 


Hep bekârdık ya biz. Şimdi birimizin evinin kadını olması ve market alışverişi yapması akıllara zarar bir durumdu. Poşetlerimizi yüklendik ve bir taksiye atladık eve geçtik.  


Koskoca bir haftasonu çok güzel ağırlandığımı paylaşmam yeterli sanırım. 😊 Ben zor beğenen huysuz bir insan olduğumdan, beni mutlu etmek için mutfaktan çıkmadı Ayşe ve Yusuf. Eh gitmişken beni de çalıştırdılar. Enfes bir karides güveç yaptım onlara. 😊 Neticede yemek benim işim sevgili okuyucu ✋🏽 




Fotoğraflarımız o kadar mutlu çıkmış ki ne kadar özleştiğimizi onlar anlatsın. 


İnsanın gözü görmeden içi rahat etmiyor ya ben gördüm ki aşkın mekanı önemli değil. Özlemenin de mekanı yok. Enlemler boylamlar değişebiliyor bu hayatta. Ama "özlem" gerçekse hep aynı yaşanıyor. 


Benim olduğum masa alkolsüz olur mu? Kıyamadığım bir İtalyan'ı yeni evli çiftimizle yiyeceğim ilk akşam yemeğim için götürdüm. Yaşasın şarap! 🍷




Çeneler işleyince sanırım pestil gibi uyuduk. Pazar günü öğlen saatlerini bulan kahvaltı sonrası tren garına yolculuğumuz kaçınılmaz oldu. Zamanın nasıl geçtiğini ben anlamadım. 


Nostaljik bulduğum tren 100 dk rotar yapmasa sanırım daha az yorgun bitirebilirdim haftasonunu ama dip not: hızlı trenler de arıza yapar unutmayın! 


Cumartesi sanah nasıl kolay gittiysem Pendik'e, pazar akşamüstü Pendik'ten evime işkence ile döndüm. 


Sonraki sefere taksi ya da shuttle şart gibi görünüyor. 


Yazının sonuna kadar okuyan kişiler için özel bir dilekte bulunacağım : özlemini çektiğiniz kavuşmalar en kısa sürede dilerim gerçek olur.🙏🏻


Özlemek çok güzel, kavuşmak ondan da güzel çünkü 😊


Sarılanınız, seveniniz sizi hiç bırakmasın e mi? 


🙏🏻😊💙

3 Eylül 2016 Cumartesi

Hayata Şükür Ayı Eylül


Eylül ayının kalbimde yeri hep farklı oldu. Hem hüzünlüydü hem aşktı hem meşkti.
Hep güzeldi.
Hep özeldi Eylül.

Eylül, nefes alma ayıdır. Yaz biter tortusu kalır ya hani biraz da kıymet bilme ayıdır. Yazın kavuran güneşi yerine, sonbaharı kucaklama ayı. 

Ben Eylül'ü 2 kişilik yaşarım hep. 


Kaçış ayıdır yazdan.
Bir anda imkansız aşka düşme ayıdır.

Kavuşamadığından kara sevda ayıdır Eylül.

Sevda ayıdır aslında eylül.
Hülyalı bir aydır. 


Unuttuğunu özlettiren aydır.
Eskiyi hatırlatan ay.

Akşamları sarıp sarmalandığın yumuşak bir şal ile rakı kadehinin kaldırıldığı aydır.
Daha çok muhabbettir.
Sonbaharın yüzü suyu hürmetine meşk ayıdır aslında.


Tatilcilerin döndüğü, kalpte yazdan kalma aşkların olduğu aydır.

Şehrin kalabalıklaştığı aydır.
Oysa hep sakin olsaydı dediğimiz ay.

Bana daha çok yazmayı, daha çok okumayı, daha çok aşkı, daha çok muhabbeti, daha çok sarhoşluğu, daha çok sevdayı ve en değerlisi daha çok sarılmayı ...
Şükretme ayıdır benim için. Kendimin farkına varma ayıdır. 

Çok şükür ki bu sefer yine Kınalıada'da Eylül'ümü karşıladım. 

Hayata bengonviller, morsalkımlar bırakmak ne güzel. 


Yazın gidişini değil, Eylül'ün gelişini kutlamalı aslında. 

Eylül'ümüz kutlu olsun.🍁🍁🍁🍁

Çok yaşanacak Eylül Aşklarına sevgiyle ...

 

4 Ağustos 2016 Perşembe

Koklayarak Ayrılalım

Tam da böyle yani. Sen nasıl yaşıyorsun bilmem ama aşk acısı çekerken ama bak sahiden çekerken gözlerin dolmuyor mu? Ağlamıcam ben derken, boğazına yumru oturmuyor mu? 

Aslında tam 33 gün geçti bu ayrılık acısının başladığı günden bugüne. 
İnsanoğlu hayatta nelerden vazgeçmedi ki şu hayatta ? 

Benim gibi kansızlığı tavan yapan dişi - erkek herkes okusun bu yazıyı okusun ki kendinin farkına varsın. 

İster kış hali de, ister tembellik de, ister abur cubura yüklenme de, ister depresyon de, istersen sporu bırakma de. 5 ay gibi bir sürede ben 8 kg aldım. Bu kilo bazılarımızın gebeliğinde aldığı toplam kiloya denk geliyor! Bazılarımızın da sıkı diet yaparak verdiklerine. 

Önceleri çok önemsemedim ama artan iştah ve sadece beli lastikli şeyler giyebilmemle beraber " stop" deme gereği duydum! 

Ha babam yürümeye başladım. Her akşam olmasa da haftada en az 4 akşam işten eve yürüdüm. Bazen haftasonları da sahile vurdum kendimi. Yürüdüm derken, bilen bilir ben biraz hızlı giderim 😊 sonuç 1,5 ay sonra aynıydı 1 kilo ancak verebilmiştim.

Bu kez hiçbirşey yememeğe karar verdim! Baktım olmuyor. Salata, sebze yiyorum ama tatlı ekmek de her nasılsa mideme giriyor ... 

Bol miktarda yoğurt hatta 2 öğün yulaf ve yoğurt ile beslendim. Bu da 1 ay kadar sürdü. 

Kilom 1 kg daha azaldı. Ama tık yok! Artık umudum da kalmamıştı. Yaz tatilime de 3 hafta kalmıştı ben pes ettim. 

Mayıs ayı başında başlayan boğaz ağrım önce sol sonra sağ taraf olmak üzere mütemadiyen sürdü. Kim sorsa hiç halim yok ya hep uykum var dedim uyudum  haftasonları. Aksırığım yok, burnum akmıyor ama boğazım ağrıyordu. 

Bedenim içindeki bombayı patlattı 1 Haziran gecesi. 125 nabız 41.5 ateşle kendimi çileli acil serviste buldum. Baait bir soğuk algınlığı!! dediler ve eve postaladılar.

Ne dizlerimde derman vardı ne iştahım. Ayağa kalkıyordum ama ayakta duramadan pat düşüyordum. Defalarca hem evde hem sokakta bayıldım. Bir dolu baygınlık geçirdim. Nabız düzelmedi. Soluğu önceden de araştırıp, iyi referans aldığım kardiologta aldım. Ekg, eko ve holter ... Bu kez de kalbimde sorun çıkmadı! ( şükür ettim tabii ) Doktorum bin yaşasın , detaylı kan ve idrar tahlili istedi benden. Ve sonuç belliydi! Hipertroid almış başını halay çeke çeke hızla gidiyordu ! Aynı hızda kan değerlerim de bungee jumping yapıyorlardı sanki ! 

Aniden kilo amam, verememmem, boğaz ağrım, sürekli uyumam, ateşim, çarpıntım, bayılmalarım ve ardından sıfır iştaha düşmem ve 1 lokma birşey yiyememem! 

Hipoteoid eğilimim varken kış dönemi, sonra nasıl olduğu bilinmez hiper'e dönmüş beni de manyak etmişti. 
Hipertroidi başladığında 2 hafta gibi bir sürede ben 5,5 kg verdim. Yaklaşık 2 kg kadar kilom kaldı geçen sonbahara göre ...

Kabahatli olan bendim! Zayıflıycam diye yoğurda abanmış başka da bir gıda almamıştım. 


🙈 Hayaller yukarıdaki fotoğraf ! 

Acı gerçek : fazla kalsiyum vücuttaki demiri emiyor! Hele benim gibi kahvaltıda 250 gr muhtelif çeşitlerde peynir yemeden ohhh doydum demiyorsanız! Yoğurt aşığı iseniz işiniz yaş! Yaş da değil hatta acillik bile değil siz bir yaşayan ölüsünüz demektir. 

33 yaşımdayım. Defalarca demir hapına başladım. İştah açıyor diye bıraktım. Bu kez iştah açmadan sorun üreten ilaçla yolum kesişti. 

Kendime bir söz verdim. 
İyi olana kadar içeceğim. Kaçmayacağım bu kez! 
Ben değerliyim. 
Herkesten önemli olan benim. 
Bir tane hayatım var.
Bir tane ben varım. 

Beslenme düzenimi değiştirdim. 
Artık her öğlen et yiyorum. Bazı günler gerçekten etin kokusu nasıl kötü geliyor anlatamam ama bayılmak mı yoksa et yemek mi diyorum ve yiyorum etimi. 
Yeşillik severdim zaten yanında boş yeşillikli ve bol limonlu salata ...

Ve en önemlisi ben sağlığım için bir süreliğine bir aşktan vazgeçtim. Peynir AŞK'ı. 

İlaca başladığım ilk gün kararlı olmasaydım eminim yolumdan dönmüştüm. İştahıma yenik düşmüştüm! İlk gün 2 Temmuz 2016 cumartesi. Evde olduğum gün. Kahvaltı demek simitli peynirli ama illa ki bol peynirli, omletli kahvaltı günümdür. 

İlaçtan 2 saat sonra dolabı açtım. 
Dolapta yumurta da kalmamıştı. 
Ama en sevdiğim peynirlerim vardı. Elime paketi aldım. 
Ve gözlerim doldu. Geri bıraktım. 
Tekrar aldım. Bir lokma yesem , dedim. 
Biliyorum ki kendime hakim olamayacaktım. 
Hayır, dedim. 

Ve en sevdiğim en lezzetli peynirleri tek tek kokladım. Yerine koydum.

Bol domates, salatalık, kiraz, zeytin, maydanoz ve dereotu içeren bir karmaşık salata ile tv başına gittim. 

Hayatlar da aşağıdaki fotoğraf 



Çatalı batırdıkça gözümden bir damla yaş süzüldü.
Salya sümük yedim resmen önümdekileri. 
Açtım.
1 saat sonra deli gibi açtım.
Bu kez birkaç fındık ve kiraz yedim. 
1 saat sonra gene açtım.
2 saat sabrettim etli , salatalı bir öğün yaptım. 
Ama gerçekten açtım ve o et nasıl kötü koktu bana anlatamam. 

Canım yoğurt istiyordu. Yoğurda taze nane katıp, ekmek doğrayıp, yemek! 

Baktım olmayacak erken yattım... 

Pazar günümü kahvaltıma yumurta ekleyerek geçirdim. 

Ve biraz hamurişi yedim! Ödülüm de olsun değil mi ama ! ( ödül dediğim de göbek yapıyor be kardeşim nerede benim peynirim ..??) 

Kendime güzel kaplar aldım ki sabah kahvaltımı yanımda taşıyabileyim ofise giderken.
15 gün hiç peynir yemedim. 
Bir gün baktım alıştım peynirsizliğe serçe parmağımın yarısı kadar bir peyniri ofis kahvaltıma ekledim. 

O minicik peynirle benden mutlusu yoktu galiba! Koklaya koklaya yedim! 

Ve yoğurdu hiç aramadım. Yüzüne bakmadım desem yeridir. 
Ama peynir öyle mi? Bazı akşamlar işten gelince dolabın kapağını açıyorum. Bakıp bakıp kapatıyorum peynirlere. 

Kararlı ol! İradeli ol! Vazgeçme! Sağlıklı ol! Pes etme! Emeğini boşa çıkarma ve yeme! diyorum kendime...

Şimdi çıkacak test sonucumu bekliyorum.  

Bu bir vuslat olmayacak elbet! Sadece birazcık daha yeme özgürlüğüm olacak. 

Ve vuslat dediğimse 9 kutu ferro sanol sonrası, belki yeni yıl haftasıdır. 

Bütün bunların nedeni benim "aşırıcılık" insanı olmam. 

Yersem aşırı yerim, yemezsem hiç yemem ( et / balık gibi ) 

Ya çok severim ( aşk gibi ) ya da siler giderim ( kafasını gözünü yarmak gibi ) 

Ve sonuçlar elimde ☺️ ilaçlardan önceki mevcut rakamsal demir miktarımı 3'e katlamışım! Demek ki neymiş bazı ayrılıklar çok acılı, az lezzetli ama çok faydalıymış. 

Demem o ki aman kendinizi iyi dinleyin. Kilo almak vermek normal ama aşırısı yaşandığı an emin olun bir yerlerde istenmeyen bir şeyler yaşanıyor olabilir. 

Herkese sağlıklı günler dilerim ❣

Ben şimdi gidip gönül rahatlığı ile azıcık peynir yiycem, sabaha dönerim ... ☺️